-
Baha Akıner
Tarih: 25-10-2024 13:12:00
Güncelleme: 25-10-2024 13:12:00

“Sorma bana oymağımı, boyumu;
Beş bin yıldır millet gibi yaşarım.
Sorma bana ailemi, soyumu;
Soyum Türk’tür, soy büyüğüm hünkârım…
Süngü beni ayırsa da vahdetimi unutmam!
Dilde, dinde müşterekiz, hep gelmişiz bir belden.
Devletimin kaygusuyla milletimi unutmam;
Anadolu bir iç deniz, ayrılamaz dış elden…
Deme bana Oğuz, Kayı, Osmanlı!
Türk’üm, bu ad her unvandan üstündür.
Yoktur Özbek, Nogay, Kırgız, Kazanlı;
Türk milleti bir bölünmez bütündür…
Gök, Ay, Yıldız, Dağ ve Deniz Hanlar bütün ölmüşler.
Yalnız diri Gün Han kalmış altun yayı elinde.
Baktı, dedi: Moskof’la Çin Türk kavmini bölmüşler;
Artık onlar hür olacak Rus ilinde ve Çin’de…
Her ülkede Türk bir devlet yapacak.
Fakat bunlar birleşecek nihayet;
Hep bir dille aynı dine tapacak,
Olacak tek harsa malik bir millet…
Ey Türkoğlu, artık ne ben, ne sen, ne o bir şey yok!
Uluslar yok, uruklar yok, ancak büyük Turan var.
Siyasette şirk olamaz ayrıca, Han ve Bey yok!
Türk ruhunda yalnız bir il, yalnız bir tek İlhan var…”
Yeni hayat dergisinde yayımlanan “Millet” adını verdiği şiirini 1915 yılında 40 yaşında iken yazar Ziya Gökalp…
Ziya Gökalp ki;
“Uydurma söz yapmayız,
Yapma yola sapmayız,
Türkçeleşmiş, Türkçedir;
Eski köke tapmayız…
Türklüğün vicdanı bir;
Dini bir, vatanı bir;
Fakat hepsi ayrılır,
Olmazsa lisanı bir…” diyecek kadar Türkçeye âşık,
“Bir ülke ki camiinde Türkçe ezan okunur,
Köylü anlar manasını namazdaki duânın.
Bir ülke ki mektebinde Türkçe Kur’ân okunur.
Küçük büyük herkes bilir buyruğunu Hüdâ’nın.
Ey Türkoğlu, işte senin orasıdır vatanın!
Bir ülke ki toprağında başka ilin gözü yok,
Her ferdinde mefkure bir, lisan, âdet, din birdir.
Meb’üsânı temiz, orda Boşolar’ın sözü yok,
Hududunda evlatları seve seve can verir;
Ey Türkoğlu, işte senin orasıdır vatanın!
Bir ülke ki çarşısında dönen bütün sermaye,
San’atına yol gösteren ilimle fen Türk’ündür.
Hirfetleri birbirini daim eder himaye.
Tersaneler, fabrikalar, vapur, tren Türk’ündür;
Ey Türkoğlu, işte senin orasıdır vatanın!” diyecek kadar da vatanına sevdalıdır.
***
Tam 100 yıl önce bugün, 25 Ekim 1924'de kaybettik Ziya Gökalp'i, usta şairi...
***
23 Mart 1875’te Diyarbakır’da doğar. Tam adı Mehmet Ziya Gökalp’tir. Babası, Diyarbakır’da üst düzey devlet görevlerinde bulunmuş ve Diyarbekir gazetesini çıkaran ve başyazarlığını yapan Mehmet Tevfik Efendi’ydi. Ziya Gökalp’ın dedesi Hacı Hüseyin Sabir Efendi, Diyarbakır’da müftü ve kadı olarak görev yapmıştı. Gökalp’n dayısı Pirinçcizade Arif Bey; 1908 Meclisinde Diyarbakır milletvekili, onun oğlu Fevzi Bey de Birinci Büyük Millet Meclisinde Nafia Vekiliydi.
Ziya Gökalp, ilköğrenimini Mercimek Örtmesi İptidaisinde (1883-1896), orta öğrenimini Mekteb-i Rüştiye-i Askeriye’de (1886-1890) ve Mekteb-i İdadi-i Mülki’de (1891-1894) tamamladı. Amcası Müderris Hacı Hasip Efendi’den Arapça ve Farsça dersleri, İdadi Müdürü İsmail Hakkı Bey’den Fransızca dersleri aldı. Diyarbekir İdadi Mektebinden sonra İstanbul’daki Baytar Mektebine kayıt yaptırdı. Gökalp, İttihat ve Terakki cemiyetinin bazı faaliyetlerine katıldığı için ceza aldı ve eğitimini tamamlayamadı. Bir yıl Taşkışla Cezaevinde kalan Gökalp, Diyarbakır’a döndü.
1895 yılında, henüz 20 yaşındayken Diyarbakır’da tabanca ile kafasına ateş ederek intihara teşebbüs etti. O sıralarda şehirdeki kolera salgını için gelmiş olan Dr. Abdullah Cevdet ile bir Rus operatör tarafından tedavi edildi. Hayati tehlike yaratacağı için kurşunu çıkarmaktan vazgeçildi ve kurşun hayatının sonuna kadar Gökalp’ın kafatasının içerisinde kaldı. Gökalp, intihar teşebbüsünü o zamanlar henüz bir mefkûresinin bulunmaması ile açıklar ve Durkheim’in en önemli eserlerinden olan “İntihar” adlı kitabından hiç söz etmez. Onun bu açıklaması Durkheim’in intihar konusundaki yaklaşımından farklıdır.
***
Ziya Gökalp, öğrencilik ve ilk gençlik yıllarında okulda aldığı çağdaş eğitim, Namık Kemâl ve Ziya Paşa’nın eserlerinden edindiği vatan duygusu ve sevgisi ile ailesinden edindiği Doğu klasikleri birikiminin etkilerini taşıyordu. II. Meşrutiyet’in ilanının ardından Osmanlı İttihat ve Terakki Partisinin Selanik’teki kongresine katıldı. Gökalp, İttihat ve Terakki Merkezi Umumi Azası olarak gittiği Selanik’te Dilde Türkçülük akımıyla Türkçülük hareketinin doğduğu, yazarları arasında Ömer Seyfettin ve Ali Canip’in de bulunduğu Genç Kalemler dergisinde makale ve şiirlerini yayınlatmaya başladı.
Ali Canib, ‘Gökalp’ müstear ismini onun yazılarında kullanmaya başladıktan sonra Mehmet Ziya’nın adı Ziya Gökalp olarak kaldı. Türkçeyi Arap ve Farsça gramerini etkisinden kurtarmak, halk dilinde yaşayan, Türkçede karşılığı bulunmayan kelimeleri Türkçe kabul etmek ve İstanbul şivesini esas almak Genç Kalemler dergisinin esaslarını oluşturuyordu.
***
Ziya Gökalp, Darülfünun Edebiyat Şubesinde geçici olarak görevlendirildi. Gökalp, daha sonra Diyarbekir Vilayeti Maarif müfettişliğine tayin edildi. Yine aynı yıl Türkiye’de ilk defa Selanik Sultani Mektebinde (İttihat ve Terakki İdadisi) sosyoloji dersleri verdi. 1912’de kısa bir süre Ergani-Madeni Sancağından mebus seçilen Gökalp’ın meclis feshedilince mebusluğu sona erdi. Osmanlı İttihat ve Terakki Fırkasının genel merkezinde görev aldığı sıralarda Türk Ocaklarının faaliyetlerine de iştirak ediyordu.
1913 yılında Edebiyat Fakültesi’nde İçtimaiyat Müderrisi olarak görevlendirildi. Üniversite’nin ıslahında ve muhtariyet verilmesinde etkili oldu. Gökalp, daha sonra İçtimaiyat Darülmesaisi”ni (enstitüsü) kurdu. 1914 ile 1915 yılları arasında da İstanbul Darülfünunu Edebiyat Şubesi’nin ders programlarına İlm-i İçtima-i (Sosyoloji) dersinin konulmasını sağladı.
***
Türk Ocaklarının yayın organı olan Türk Yurdu dergisinde ilk yazıları yayınlanan Ziya Gökalp; daha sonra da İttihat ve Terakki Fırkasının desteğiyle İçtimaiyat Mecmuası, Yeni Mecmua, İktisadiyat Mecmuası, İslâm Mecmuası, Milli Tetebbüler Mecmuası, Edebiyat Fakültesi Mecmualarının çıkarılmasını sağladı. Şûra-yı Ümmet, Tanin gibi gündelik gazetelerde, Halka Doğru, Şair, Mahfil, İslam Mecmuası, Muallim Mecmuası gibi çeşitli dergilerde de makaleleri çıkıyordu. Aynı zamanda Darülfünunda, Darülfünun Mecmuası ve Darülfünun İçtimaiyat Darülmesaisi'nde de İçtimaiyat Mecmuasının yayımlanmalarına önayak oldu.
1918’de Galip devletler ve Osmanlı Devleti arasında imzalanan Mondros Mütarekesinden sonra işgal kuvvetleri tarafından diğer milliyetçi aydınlarla birlikte Ziya Gökalp de tutuklanarak Malta adasına sürüldü. Malta’da esir tutulduğu zaman diliminde diğer milliyetçi aydınlara Türk tarihi ve felsefesi konularında konferanslar verdi. Bu konferansların notları daha sonra Malta Konferansları adıyla yayınlandı. Gökalp, Malta’daki esaret yıllarında Avrupa ve İstanbul’dan kitaplar getirtebiliyor ve Polverista-Valetta’daki kütüphaneye haftada iki gün devam edebiliyordu. Ziya Gökalp’ın Malta esareti yıllarında hazırladığı Felsefe Dersleri adlı eser ancak 2005 senesinde özel bir yayınevi tarafından basıldı.
1923 yılında Cumhuriyetin kuruluşu ile birlikte Ankara’ya gelen Ziya Gökalp, Maarif Vekâleti (Milli Eğitim Bakanlığı) Telif ve Tercüme Heyeti başkanı oldu. Batı ve Doğu klasiklerini tercüme faaliyetlerini başlattı. Liseler için müfredat hazırlanmasına öncülük etti, Talim ve Terbiye kurulunun ilk nüvesini oluşturdu. Lise ders kitaplarının hazırlanması için çalışmalara başladı. Bu amaçla kendisi de “Türk Medeniyeti Tarihi” adlı kitabın hazırladı. Liselere felsefe, içtimaiyat, derslerinin konulmasının sağladı.
1923 yılında İkinci devre Büyük Millet Meclisinde Diyarbakır mebusu olarak görev yapan Ziya Gökalp “Teşkilat-ı Esasiye” (anayasa) kanununu hazırlayan heyet başta olmak üzere, birçok heyette faaliyette bulundu. Gökalp, bu dönemde Etnografya Müzesinin kurulması kararının alınmasını sağladı.
***
VATAN
Ey Türk, senin köyün hür bir yuvadır
Çiftlik değil, yoktur beyi ağası
Her köylünün var bir çifti tarlası,
Öz evinde o hem bey hem ağa'dır…
Hiç kimsenin yarıcısı rençberi
Olmaz, ancak olur vatan askeri…
Ümmi değil, muallimsiz kalsa da
İmamı yok, gene bilir dinini.
Dost ve düşman kimdir, bilir dünyada,
Doğru bulur... Sevgisini kinini…
Ona cami, mektep, kitap yapınız.
Emin kalır hudutta her kapımız...
Lakin ey Türk, bu mesut köy bitiyor!
Mültezimin, faizcinin, tüccarın
Pençesinde diyor beni kurtarın;
Bu üç işi senden çabuk istiyor…
Kaldır a'şar usülünü aç banka
Yap her semtte bir ziraî sendika…
Ziya Gökalp, Türk sosyolojisinin kurucusu ve Türk milliyetçiliğinin en önemli düşünürlerinden biridir. O, “Bedenimin babası Ali Rıza Efendi, hislerimin babası Namık Kemâl, fikirlerimin babası ise Ziya Gökalp’tir” sözünü sarf eden Atatürk’ün en fazla etkilendiği kişiler arasındadır.
Ziya Gökalp’in ömrü boyunca Türk milletine aktarmaya çalıştığı düşüncesinin temelinde; Türk toplumunun kendine özgü ahlaki ve kültürel değerleriyle, Batı’dan aldığı bazı değerleri kaynaştırarak bir senteze ulaşma çabası yatıyordu. “Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak” diye özetlediği bu yaklaşımın kültürel öğesi Türkçülük, ahlaki öğesi de İslamcılıktı.
Uluslararası kültürün yapıcı öğesinin ulusal kültürler olduğunu savundu hep. Saray edebiyatının karşısına halk edebiyatını koydu. Batı’nın teknolojik ve bilimsel gelişmesini sağlayan pozitif bilim anlayışını benimsedi. Dini, toplumsal birliğin sağlanmasında yardımcı bir öğe olarak değerlendirdi.
Toplumsal modeli, Emile Durkheim’in teorik temellerini kurduğu ‘dayanışmacılık’ temelinde şekillendi. Bireyi temel alan liberalizm ile çatışmacı toplumu temel alan Marksizm’e karşı mesleki örgütleri temel toplum birimi olarak kabul eden solidarizmde karar kıldı.
Toplumsal ve siyasi görüşlerini anlattığı sayısız makale yazdı. ‘Türkçülük’ düşüncesini sistemleştirdi. Milli edebiyatın kurulması ve gelişmesinde önemli rol oynadı.
***
Ziya Gökalp’in çeşitli zamanlarda müstakil kitap halinde yayımlanmış olan eserleri şunlardır:
1. Şaki İbrahim Destanı
2. İlm-i İçtima Dersleri
3. İlm-i İçtima
4. İlm-i İçtima-i Dinî
5. Darülfünun Derslerinden: İlm-i İçtima-i Hukukî
6. Ameli İçtimaiyat Dersleri
7. Ahlaka ve Terbiyeye Tatbik Edilmiş Muhtasar İçtimaiyat
8. Kızıl Elma (Şiirler)
9. Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak
10. Rusya’daki Türkler Ne Yapmalı?
11. Yeni Hayat (Şiirler)
12. Altın Işık (Şiirler)
13. Türkçülüğün Esasları
14. Türk Töresi
15. Doğru Yol, (Hâkimiyeti Milliye ve Umdelerinin tasnif, tahlil ve tefsiri)
16. Türk Medeniyeti Tarihi
17. Limni ve Malta Mektupları
18. Kürt Aşiretleri Hakkında Sosyolojik Tetkikler
19. Çınaraltı
20. Felsefe Dersleri.
Bu kitaplardan öncelikle ikisi daha fazla öne çıkıyor gibi gözükmektedir. Bunlardan ilki Türkleşmek, İslamlaşmak ve Muasırlaşmak, diğeri ise Türkçülüğün Esasları’dır. “Türkleşmek, İslamlaşmak ve Muasırlaşmak” adlı eser Osmanlı devletinin son yıllarında her üç akımın temsilcilerinin kendi aralarındaki mücadelelerine son vermek ve bu üç şiarın aslında Türk milletinin sahip olduğu ve olması gereken özellikleri olduğunu vurgulamaktadır. Türkçülüğün Esasları da onun bütün fikirlerinin adeta bir özetidir.
***
Türkçülük, Ziya Gökalp ve Genç Kalemler dergisinden çok önce ortaya çıkmış bulunan bir fikir hareketi olmasına rağmen sistemli bir düşünce hareketine dönüşmesinde onun önemli katkısı olmuştur.
Ziya Gökalp, Dilde Türkçülük de dâhil olmak üzere bütün alanlardaki her türlü faaliyet ve icraatları Türkçülük başlığı altında sistemleştirerek, onu diğer ideolojiler gibi sistemli düşünce hareketi ve uygulanabilecek bir program haline dönüştürmeye gayret etmiştir.
Gökalp, Türk halk edebiyatı ve sanatının ürünlerini çağdaş tekniklerle birleştirerek üstün eserler meydana getirilmesine Bedii (Estetik) Türkçülük adını veriyordu. Ahlaki Türkçülük şu şekilde sınıflandırıyordu: 1. Vatani ahlak, 2. Mesleki ahlak, 3. Aile ahlakı, medeni ahlak (şahsi ahlak), 5. Beynelmilel ahlak.
Ziya Gökalp, hukuki Türkçülüğü çağdaş bir hukuk olarak tanımlar. Ona göre çağdaş devletlerde kanun yapma yetkisi doğrudan doğruya millete aittir.
Gökalp ve onun neslinin birçok aydını için Osmanlılık, saltanat ve baskıyı ifade eden bir kelimeydi. Gökalp; Osmanlılık ile Türklüğü birbirine karşıt, ayrı kategoriler olarak konumlandırmıştır. Osmanlılık ile Türklüğü ve ‘güzideler’ adını verdiği Osmanlı aydınları ile Türk halkını birbirini tanımayan, anlamayan ve birbirlerine uzak iki zıt grup hâlinde değerlendirmektedir. Onun güzideler adını verdiği aydınlar; bilgi ve teknolojiye yani medeniyete, halk ise hars olarak adlandırdığı kültüre sahipti. Aydınlarda medeniyet, halkta ise kültür vardı. “Halka Doğru” eseri ve şiarı ile aydınların halka doğru giderek ondan Türk kültürünü, halkın da aydınlardan Batı medeniyetinin unsurlarını almalarını arzu ediyordu.
***
Onun medeniyet ve hars kavramlarına ilişkin yorumları ve bu iki kavramın birbirinden farklı olduğuna dayanan düşüncesi, kendisi ile özdeşleşmiş durumdadır. Gökalp’ın anlatımına göre; medeniyet, usul vasıtasıyla meydana getirilen müesseselerin toplamıdır. Hars ise usul vasıtasıyla vücuda getirilmeyen, ilham aracılığıyla kendi kendine meydana gelen müesseselerin toplamıdır. Gökalp’a göre bir medeniyet, çeşitli milletlerin ortak malıydı. Her medeniyet, mutlaka beynelmileldi. Medeniyetin, her millette aldığı özel şekillere de hars adı verilirdi.
Ziya Gökalp, Türk Medeniyeti Tarihini üç devre ayırarak incelemiştir:
1. Eski devir; Türk kavminin ortaya çıkışından Türklerin İslam dinine girdiği zamana kadar.
2. Orta devir; İslam dinine girmesinden, Batı Medeniyetinin kabulüne kadar.
3. Yeni devir; Batı Medeniyetinin kabulünden o güne kadar.
Gökalp’ın bu tasnifi ondan sonra da kullanılan pratik ve düşünce üretebilmeyi kolaylaştıran bir şemadır. Türk tarihinin bir bütün olarak ele alınması ve İslamiyet’ten önce, İslam medeniyeti tesirinde ve Garp medeniyeti tesirinde olmak üzere üç devre ayrılarak incelenmesi fikrini ortaya koyan odur.
Gökalp’ın yaşadığı yıllar Osmanlı devletinin sürekli toprak kaybettiği, ölüm, açlık, sefalet ve korkunun hüküm sürdüğü senelerdir. Balkan savaşları, Birinci Dünya Savaşı ve Milli Mücadele dönemlerine kadar uzanan süreç tasavvuru dâhi mümkün olmayan acılarla yüklüdür. Ölümler, mülteciler, açlık, ekilemeyen topraklar, salgın hastalıklar ve bütün alanlarda hızla çözülen ve yıkılan bir toplum.
***
Ziya Gökalp, adı adeta sosyoloji biliminin kurulması ve yaygınlık kazanmasında büyük pay sahibi olan Fransız sosyolog Emile Durkheim’la özdeşleşen bir sosyolog ve düşünürdür. Gökalp; Durkheim’in fikir, yöntem ve yaklaşımını Türkiye’nin toplumsal yapısını anlamak, sorunlarını tespit etmek ve çözüm bulabilmek amacıyla rehber edinmiştir. Bununla birlikte Gökalp; Durkheim’in bir taklitçisi değil, onun ötesinde özgün fikirleri olan bir sosyologdu.
Ziya Gökalp, sosyolojinin ve yepyeni bir düşünce ve bakışın sağladığı ufukla o günün meselelerini anlama ve çözme gayretine girmiştir. Sosyal bilimlerin ve özellikle de sosyolojinin öneminin farkına varmış ve ilk andan itibaren bu bilimin Türkiye’de yaygınlaşması için gayret sarf etmiştir. Önce Selanik’te İttihat ve Terakki genel merkezine bağlı orta dereceli bir okulda, daha sonraki yıllarda da Darülfünun’da sosyoloji dersleri vermiştir. Gerek Darülfünunda, gerekse Cumhuriyetin kurulmasından sonra liselerin müfredatına sosyoloji derslerinin konulmasını sağlamıştır.
Gökalp’ın, İttihat ve Terakki Fırkasında üst düzey görevli olması, daha sonra da Cumhuriyet döneminde milletvekilliği dâhil çeşitli kurullarda çalışması onun düşündüklerini hayata geçirmesinde etkili olmuştur. O bu sayede bazı kanunların çıkarılması, birtakım uygulamalarda bulunulması veya bazı aşırılıkların engellenmesinde katkı sağlamıştır.
***
Ziya Gökalp, Türkiye’de sosyoloji alanında ilk saha araştırmasını gerçekleştiren kişidir. O, “Kürt Aşiretleri Hakkında Sosyolojik Tetkikler” adlı çalışmasını hazırlarken Diyarbakır’da üç aylık bir süre içerisinde Türk, Kürt ve Arap aşiretleri üzerinde bir saha araştırması gerçekleştirmiştir. Lozan delegelerinden Rıza Nur’un talebiyle hazırlanan bu eser, Lozan Barış görüşmeleri esnasında Türk tezini güçlendirmek üzere değerlendirilmiştir.
Ziya Gökalp, Türkiye’nin ilk sosyoloğu olmasının yanında, Türk milliyetçiliğinin, İttihat ve Terakki Fırkasının ve Türkiye Cumhuriyetinin önemli teorisyenlerindendir. Aynı zamanda da birçok reformun hayata geçirilmesi ve kanunun hazırlanmasında payı bulunmaktadır. 1917 yılında çıkarılan Hukuk-ı Aile Kararnamesi ile 1921 Meclisinden kadınların mirastan pay almalarını sağlayan kanun onun eseridir. Fındıkoğlu, Türk Yurdu dergisinin Temmuz 1963 sayısında yayımlanan “Bir Yıldönümünde Ziya Gökalp” adlı yazısında 1923’te İzmir’de Milli İktisat Kongresi’nin toplanmasını hazırlayan kişinin Ziya Gökalp olduğu iddiasında bulunmaktadır.
Ziya Gökalp, Milli İktisat akımının ilk temsilcilerinden biridir. Alman iktisatçılarından Friedrich List’in milli iktisat sisteminden etkilenen bu akım taraftarları, uluslararası serbest ticarete karşı yerli sanayinin korunmasını esas alıyorlardı. Gökalp, bu konudaki yazılarında Milli İktisat Bakanlığı’nın kurulması ve bu bakanlığın milli bankaları denetlemesini, ayrıca esnaf kuruluşlarının mahalli alandan çıkarılarak yeniden teşkilatlandırılmasını savunmuştu. Bu çerçevede loncalar babadan oğula geçen şeyhlerin yerine, çağdaş ülkelerde olduğu gibi üye şirket temsilcilerinin serbest seçimle yönetime geldiği kurumlara dönüştürülmeliydi. İşçilerin ve özelliklede kadın ve çocuk işçilerin sağlık, haysiyet ve geleceklerini güvence altına alacak olan kanunlar da bu vekâlet tarafından düzenlenmeliydi.
Ziya Gökalp, Batı Avrupa’da ortaya çıkan tarihi ve toplumsal gelişmeler ile Doğu toplumları ve Osmanlı Devletini sosyal bilimler, tarih ve sosyoloji biliminin ona kazandırdığı bakış açısı ile kavramaya ve çözüm bulmaya çalıştı. Yıllarca politik olarak birbirleriyle çatışan üç akımdan Batıcılık, İslamcılık ve Türkçülük hareketlerinin taraftarlarının çatışma değil, uzlaşma noktalarına yoğunlaşarak bu üç akımı telif etmeye çalıştı. “Türkleşmek, İslamlaşmak ve Muasırlaşmak” adlı eserinde bu fikirlerin ana unsurlarının ortalama Türk insanında ve kültüründe iç içe yaşadığını ve bu değerlerin ayrıştırıcı olmadığını ve olmaması gerektiğini savundu ve bu değerlerin birleştirici noktalarına vurgu yaptı.
***
Gerek yaşarken gerek ölümünden sonra Ziya Gökalp'ın etnik kökeni hakkında birçok tartışma olmuştur. Bu tartışmayla ilgili ilk sav, Ziya Gökalp Malta'da sürgündeyken Osmanlı Dâhiliye Vekili Ali Kemal tarafından atılır. Ali Kemal’in iddiası, Ziya Gökalp'ın babasının Kürt olduğu yönündedir. Gökalp ise Ali Kemal'in bu iddiasına Malta sürgününde yazdığı ve Kastamonu'nun Açıksöz gazetesinde yayımlattığı bir şiir ile yanıt vermiştir.
Ziya Gökalp, 1922 ile 1923 yılları arasında memleketi Diyarbakır'da otuz üç sayı çıkardığı Küçük Mecmua adlı dergisinin 25 Aralık 1922 tarihinde çıkan sayısında yer alan ''Millet Nedir?'' adlı yazısında kendi soyuyla ilgili şu demeci verir:
''(...) Ben gençliğimde tahsil için ilk defa İstanbul'a gittiğim zaman, bu ilmi tahkikata başlamak mecburiyetinde kaldım. Çünkü orada eskiden kalmış fena bir itiyada (alışkanlığa) tebean (göre), bütün Karadeniz ahalisine Laz, bütün Suriyeliler ve Iraklılara Arap, bütün Rumeli halkına Arnavut dedikleri gibi, bizim gibi vilâyât-ı şarkîye (doğu illeri) ahalisinden bulunanlara da Kürt milliyetini izafe ettiklerini (yakıştırdıklarını) gördüm. O zamana kadar kendimi hissen Türk sanıyordum. Fakat bu zannım ilmi bir tahkikata (araştırmaya) müstenit (dayalı) değildi. Hakikati bulabilmek için bir taraftan Türklüğü, diğer cihetten Kürtlüğü tetkike başladım. Evvelemirde (öncelikle) lisandan başladım. Diyarbakır şehrinde, ana lisan Türkçe olmakla beraber, her fert biraz Kürtçe de bilir. Lisandaki bu ikilik iki suretten biriyle izah edilebilirdi (açıklanabilirdi): Ya Diyarbakır'ın Türkçesi bir Kürt Türkçesiydi yahut Diyarbakır'ın Kürtçesi bir Türk Kürtçesiydi. Lisani tetkiklerim gösterdi ki Diyarbakır'ın Türkçesi Bağdat'tan ta Adana'ya, Bakü'ye, Tebriz'e kadar imtidat eden (uzanan) tabii bir lisandan yani Akkoyunlu ve Karakoyunlu Türklerine mahsus olan Azerî (Azerbaycan) lehçesinden ibarettir. Bu lisanda hiçbir sunilik (yapaylık) yoktur. Binaenaleyh, Kürtlerin tahrif ettiği (bozduğu) bir Türkçe değildir. (Diyarbakır lisanının Azeri Türkçesi olması, şehirlerin Osmanlı hükümetinin tesiriyle Türkçe konuştuğu iddiasını da esasından çürütür. Çünkü öyle olsaydı, bu şehirlerde konuşulan lisanın Osmanlı lehçesi olması lazım gelirdi).
***
Diyarbakırlıların Türk olduğunu ispat eden delillerden birini de mezhep sahasında buldum. Diyarbakır'ın hakikî ahalisi umum Türkler gibi Hanefidirler. Kürtler ise umumiyetle Şafiidirler. Bu iki alâmet-i mümeyyize (ayırt edici im/işaret) yalnız Diyarbakır halkına mahsus değildir. Şark (doğu) ve cenup (güney) vilâyetlerimizdeki bütün şehirlerin ahalisi, Kürtçeyi Diyarbakırlılar gibi tahrif ederek (bozarak) söylerler ve Hanefi olmak alametiyle Şafii Kürtlerden ayrılırlar. Bunlardan başka, elbise, yemek, bina ve mobilya gibi harsa ve âdetlere taalluk eden hususlarda da derin farklar vardır. Zannederim ki bu taharrilerimle (araştırmalarımla) yalnız kendim için değil, bütün vilâyât-ı şarkiye ve cenubiye (doğu ve güney illeri) şehirlileri ve şimdiye kadar Türk kalan köylüleri için, son derece mühim bir meseleyi halletmiş oldum.''
***
Ömrünün son yıllarında Ankara'ya yerleşen ve kültürel, düşünsel çalışmalarına hiç ara vermeyen Ziya Gökalp; dünya klasiklerinin Türkçeye çevrilip yayımlanması ile uğraşır. 1924 yılında kısa süren bir hastalığın ardından dinlenmek için İstanbul’a gider. Ekim ayının başlarında, vefat etmeden 20 gün önce kızının defterine bir şiir yazar:
MEFKÛRE
Bir peri kızıdır görünmez göze.
Onunla yaşarım daim öz öze.
Ben sükût ettikçe o başlar söze,
Ruhumun onunla izdivacı var…
Ben âşık bir kalbim, cananım odur.
Bu fani dünyada Rahmanım odur.
Ben hasta bir ruhum, Lokman’ım odur.
Elinde gönlümün öz ilâcı var…
Demeyin o mevcut değil, hayaldir.
Vücut metin değil, bence mealdir…”
Dedim ya: 100 yıl önce bugün, 25 Ekim 1924 Cumartesi günü Fransız Hastanesine yatırılır. O gün vefat eder Ziya Gökalp. Divanyolu'ndaki II. Mahmud Türbesi’nde yatar şimdi ebedi istirahatgâhında. Anısına, mücadelesine ve muhteşem üretimlerine saygıyla…
- ADAM'lığına, anısına saygıyla, sevgiyle...
- SÖZ VERİYORUM..!
- 30 Ağustos'lar, her şeyin aslı olduğu eski zamanlar...
- Bütün Dünya Bir Sahne ve Bizler, Zamanı Gelince Girip Çıkan Birer Oyuncu
- Şerefli bir başkaldırıydı hayatı; Yılmadan, yıkılmadan hep iyiye, etiğe, doğruya, güzele sevdalı...
- Yazık Oldu Yarınlara...
- Afşar Timuçin
- Irgat'ın türküsü
- Bir katre alevdir bu karanfil!
- Üşüyorum, kapama gözlerini
- 20 Mayıs 1938, Mersin...
- 19 Mayıs 1938