içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

"BAŞKOMUTAN YAVERSİZ GİDEMEZ!"
 
"Ben Atatürk’ü daha genç bir zabitken bugün herkesin onu Atatürk olarak takdir ettiği derecede sevmiş ve onun kudretine iman etmiştim.” 
 
****
Bir ömür dostluk, yoldaşlık; ölesiye bağlılık;
Selanik'tendir!
Aynı mahalledendiler, birlikte okudular.
Harp Okulu’nda da!..
Hemen bir anı;
Selanik’te ünlü Olimpos gazinosundaki masada 
Mustafa Kemâl dostlarına ileride nasıl 
iktidara geleceğini ve onlara gelecekteki görevlerini anlatmaktadır.
O masada; Fuat Bulca, Nuri Conker, Fethi Okyar
ve Salih Bozok vardır.
Herkese görev taksimi yapar Mustafa Kemâl.
Sıra Bozok’a gelince:
‘Salih seninle hiç ayrılmayacağız.
Yaver yapacağım kendime seni.’’
Masadakiler sorarlar:
‘Peki sen ne olacaksın?’
Yanıt nettir:
‘Ben size bu görevleri verecek adam olacağım.’
Ve Salih Bey, Suriye Cephesi’nden itibaren O'nun emrine girer.
Milli Mücadele’de, Heyeti Temsiliye’de,
Cumhuriyet-in ilânından sonraki dönemde de!..
"Bozok" soyadını da bizzat 1934'te Atatürk verir. 
 
*** 
O "ateşten gömleği gözünü kırpmadan’’ 
giyenlerden biridir 
Salih Bozok...
"Bandırma Vapuru"nda
doğacak kuruluş/ kurtuluş güneşini erkenden gören yolculardandır.
En önemli kararların alındığı ‘’Atatürk’ün Masası’’nda yeri hep vardır. 
Ölünceye kadar hep ‘’tarifsiz sevdayla bağlandığı’’ Paşa’sının 
yanındaydı Salih Bozok; en güvendiği inandığı isim olarak! 
Öyle ki; Mustafa Kemâl evlendiğinde 
Latife Hanım’ın bile şahidiydi, 
Zübeyde Hanım rahmetli olduğunda, Paşa yetişememiştir.,
Başyaver Salih toprağa vermiştir.
 
****
Mevsim; hazandır, 
Atatürk Dolmabahçe’dedir, hastalığı ilerlemiştir.
Salih Bozok, Başbakan İsmet Paşa’ya bir mektup kaleme alır;
‘’Parmaklarım kırık, gözlerim kör olsaydı da
böyle acı bir mektup yazmasaydım(…)
Atatürk'ümüzün bugünkü sıhhi vaziyeti 
korkulacak kadar vahimdir. 
Kalbim parçalanarak 
bu elim haberi vermek mecburiyetinde kaldığım için ayrıca acı duymaktayım.’’
 
*** 
Doktorlarıyla sağlık durumu hakkında
bilgi alışverişinde bulunduğu birgün onlara sorar;
‘’Kalbime kurşun sıkarsam ya da beynime sıkarsam ne olur?’. 
Oğlu Muzaffer’in anlattığına göre; ‘‘Beynine sıkarsan 
kör olursun, ölme ihtimalin daha az; en iyi ölüm, 
kalbe sıkılan kurşunla olur’ yanıtını almıştır.
Ardından da o gün ve her gün traş olurken tentürdiyot alır, 
kalbine ateş edeceği yeri işaretler; eli şaşmasın diye!
Kafasına koymuştur Atatürk veda edince intiharı!
Hatta aylar önce eşi Pakize’yle paylaşmıştır bir mektupla!..
 
***
“Maddi manevi hiçbir kuvvet, hiçbir mucize 
artık onu kurtaramayacaktı.
Saraya, uykuda 
yürüyen adamlar gibi gelip gidiyordum. 
Birisi belki adımı sorsa cevap verecek halde değildim. 
Yalnız Atatürk’ün öldüğü günü hiç unutamıyorum. 
Hekimler büyük ölünün odasından çıktıkları zaman yüzüm kim bilir nasıl korkunç bir hal almış ki Dr.Mim Kemâl telaşla ‘Nereye gidiyorsun?’ diye sordu.
‘Hiç! Gidiyorum, işim bitti artık’ dedim.
Fakat Kemâl Bey, bırakmadı.  
Kalbim iki değirmen taşı arasına düşmüş bir buğday tanesi olsa ancak bu kadar ezilirdi. 
Ne ağlayabiliyor, ne konuşabiliyor, ne de konuşulanları anlıyordum. 
Kendimden geçmişim. Odadan deli gibi fırladım.
Sonrasını hiç ama hiç hatırlamıyorum. 
Gözümü açtığım zaman kendimi hastanede buldum.”
Bu satırlar; Büyük Önder’i “bir gölge gibi 
sonsuzluğun eşiğine kadar takip eden” 
Salih Bozok’un hatıratındandır
(Atatürk’ün Yaveri Salih Bozok Anlatıyor-Alaca Yayınları)
 
***
Hadise şöyleydi; ‘’kadimini’’ yitirmiştir Salih Bozok!
Odaya girmiş, gözyaşlarıyla son bir kez Paşa’sının yüzünü 
okşamış, elini öpmüş ardından da
tabancasını çekip ‘’Başkomutan yaversiz gidemez’’ demiş,
kalbine bastırıp tetiği çekmişti.
Mermi kalp çevresindeki yağ tabakasına takılmıştı, ölmemişti!
40 yıl ölümüne sevdiği, öfkelere sevinçlere 
ortaklık yaptığı, gizli saklısına tanık olduğu;  Bu yazı 146 defa okunmuştur.